Kız Kalesi ( Erdemli-MERSİN )
Anasayfa
Biyografi
Kitaplar
Makaleler
Bildiriler
Haberler
Hedeftekiler
Sertifika ve Belgeler
Basında
İletişim

Mehmet MAZAK Araştırmacı Yazar

Makaleler

Boğaziçi’nde Mehtap Seyri

    Boğaziçi’nde Mehtap Seyri

    10.11.2015

    Boğaziçi’nde Mehtap Seyri

    Osmanlı toplumunun oluşturmuş olduğu Boğaziçi medeniyetinin en unutulmaz hatıraları mehtap seyirleri ve gezileri olmuştur. Mekânların insanlarda, insanların da mekânlarda iz bıraktığı; insanın doğayı ve çevresini kültürüyle algıladığı ve yorumladığı Boğaziçi medeniyetinin bir tezahürü olan mehtap seyirlerinin başlangıcı Kanuni’den sonra tahta çıkan oğlu II. Selim döneminde başlamıştır. En azından tarihçiler bu dönemi mehtap gezilerinin başlangıç dönemi olarak gösterirler. Türk kültür hayatında bir döneme damgasını vurmuş kitle eğlencelerinden biridir mehtap seyri.

    Farsça “meh=ay” ve “tab=aydınlık” kelimelerinden kurulu bir bileşik ad olan “mehtab” ya da bugünkü imla ile mehtap, kelime anlamı itibariyle “ay ışığı” anlamına gelmektedir. Osmanlı toplum hayatında "mehtap" demek, mehtaplı bir gecede Boğaziçi'nde dolaşan bir kayıkta bir saz takımı peşinden onu dinleyerek yapılan gezinti demekti. "Mehtapçılar" demek de bu gezintiye iştirak edenler demekti. Boğaziçi, Göksu, Sa’dâbâd, Beşiktaş, Şemsipaşa ve Beykoz’da sazlı-sözlü eğlenceler eşliğinde yapılan mehtap seyirlerinin, XVII. yüzyıl İstanbul insanının tutkularının başında geldiği şiirlerden anlaşılmaktadır. Işık kirliliği yüzünden yıldızları ve ayı unutan, dahası gökyüzüne hasret kalan bugünün İstanbullusu için mehtap seyri ne yazık ki oldukça uzak bir eğlencedir.

    Boğaziçi’nde mehtap seyrini hali vakti yerinde, devlet ricalinden ve zengin kimseler düzenlerdi. Mehtap seyri tertip eden kimse saz takımı için oturduğu köyün pazar kayığını kiralardı. Bu kayıkların arka taraflarındaki düz ve hayli uzunca kısımlar hanende ve sazendelerin oturmasına ve saz aletlerinin konmasına uygun yapıdaydı. Bu kayıkta mehtap seyrini düzenleyen bir adam bulunur; o, her şeyin, efendisinin istediği yolda gitmesini temin ederdi. Pazar kayığına eşlik eden diğer kayık ve sandallar yalnız ay ışığıyla aydınlanırken, hizmetteki pazar kayığı mumları yanmış üç dört fener taşıyarak gelir ve o geceki mehtap sahibinin yalısından hanende ve sazendeleri alıp boğazın sularına açılırdı.

    Mehtap seyrine davetli misafirler yavaş yavaş saz heyetinin bulunduğu pazar kayığının etrafında dolaşmaya başlarlardı. Onu kuşatarak ve ona âdeta yapışarak teşkil ettikleri kafile su üstünde yekpare büyük bir sal gibi bir kütle olurdu. Hele asıl sazendelerin bulunduğu kayığın en yakınında bulunan kayıkçıların ellerini biraz uzatarak yanlarındaki sandal ve kayığın kenarlarını tutmasıyla bunlar birbirlerine tamamen birleşmiş olurlardı.

    Boğaziçi mehtap seyirlerinde isim yapmış musikişinaslar Kel Ali Bey, Nedim Bey, Mızıkâ-yı Humâyûn'dan Kör Hüsam, Hafız Şaşı Osman ve Muhteşem’in okuduğu şarkı ve gazeller edebî eserlere bile konu olmuştur.

    Boğaziçi Mehtap buluşmasının oluşumunu Abdülhak Şinasi Hisar'ın kaleminden aktaralım: “Mehtabın zirvede olduğu bir gece boğazda toplanan yüz kadar kayık, o devirde boğazın en şairane yeri olarak kabul edilen Kalender önlerine gelir ve buradan itibaren mehtâbiye başlardı. Nerede, hangi koylarda ve hangi yalıların önünde durulacağı önceden kesinkes belirlenmemişse de, hemen herkes nerelerin fasıl icrası için uygun olduğunu bildiğinden yine de az çok hesaplı bir seyir başlardı. Kalender'den sonra kayıklar kendilerini Yeniköy akıntısına bırakırlar, İstinye önlerinden bir yerden karşıya geçerlerdi. Çünkü İstinye mehtaba biraz sapa kalırdı. Oysa Körfez, meşk esnasında sesin yankılanmasına olanak sağlaması nedeniyle mehtâbiye için biçilmiş kaftandı. Üstelik yaz gecelerinde bülbülleri dinlemek için de eşi bulunmaz bir yerdi. Burada uzun süre kalındıktan ve birkaç fasıl icra olunduktan sonra, yeniden yola koyulur, yalıları selamlaya selamlaya meşke devam edilirdi. Yalıların önünden geçerken duraklamak ve yalıya dönerek eser icra etmek ise, içerde bulunanlara bir saygı ve iltifat göstergesiydi. Yalıdakiler de lambaları söndürerek ve kafesleri kaldırarak iade-i iltifatta bulunurlardı. Bu yalılar arasında en meşhuru ve mehtâbiye eğlenceleri içinde en özel bir yere sahip olanı Hıdiv İsmail Paşa'nın Emirgân'daki yalısıydı. Yalının taraçalarında toplanan 100 kadar çoğu Arap ve Çerkez kökenli hanende, kayıklar yalının önüne gelince fasıla katılırlar, müthiş bir ses hasıl olur, öyle ki karşıda Körfez'in tepelerine çarpan sesler boğazda yankılanırdı. Sonra dönüş başlar, bütün kayıklar sığmayacağından Dere'ye girilmez, suların kayıkların hareketsiz kalmasına müsaade etmediği için akıntılarda oyalanılmaz, Kandilli açıklarından Bebek koyuna gelinirdi. Gümüş servi temâşâsı için en uygun iki yerden biri Büyükdere ise, diğeri hiç kuşkusuz Bebek'ti. Burada da bir fasıl geçildikten sonra, mehtâbiye, gece yarısına doğru sonlandırılırdı.”

    Boğaziçi medeniyeti ve kültürünün bir ürünü olarak ortaya çıkan Mehtap Seyri ve Gezisi, samimiyetin, içtenliğin, yapay değil gerçek ilişkilerin, İstanbul Hanımefendileri ve Beyefendilerinin aziz hatıralarından bizlere yansıyan hoş bir seda olarak hatırlıyoruz.



    Kaynakça
    Nebi ÖZDEMİR, “Divanlardan Yansıyan Görüntüler”, Millî Folklor Dergisi, Sayı 74, 2007.
    Tamer Kütükçü- Sanem Kızılarda, “Türk sosyal-Kültürel Yaşamında Mehtabiyeler ve Mehtab Şarkıları”, Sabancı Üniversitesi 2007.
    Abdülhak Şinasi Hisar, Boğaziçi Mehtapları, Bağlam Y., İst. 1997

     


    www.mehmetmazak.com © 2012 Her hakkı sakldır.
    Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
    web tasarım ve programlama deSen