Kız Kalesi ( Erdemli-MERSİN )
Anasayfa
Biyografi
Kitaplar
Makaleler
Bildiriler
Haberler
Hedeftekiler
Sertifika ve Belgeler
Basında
İletişim

Mehmet MAZAK Araştırmacı Yazar

Makaleler

İstanbul’da Kayıklar ve Kadınlar

    İstanbul’da Kayıklar ve Kadınlar

    10.11.2015

    İstanbul’da Kayıklar ve Kadınlar


    Eski İstanbul’da kadınlar gündelik yaşamda çok ön plana çıkmazlardı. Hanımlar, eşlerinin sultanı, evin mutlak hâkimi, çocukların annesi ve sevgili olarak karşımıza çıkmaktaydı. Ayrıca hanımefendiler anne, nine, hala, teyze ve kerime (gözbebeği) olarak da gündelik yaşamda yerlerini almaktaydı. İstanbul’un çarşı pazarlarında hanımların varlığı çok göze batmasa da yapılan vakıf eserlerinde durum tam tersidir.
    Haseki Sultan, Mihrişah Valide Sultan, Bezmialem Valide Sultan, Hürrem Sultan, Pertevniyal Sultan, Nurbanu Sultan, Neslişah Sultan, Adile Sultan ve benzerlerinin vakıf eserleri günümüzde hâlâ canlılığını korumaktadır ve İstanbul’un mimarî silüetine damgasını vurmuştur. Bu açıdan bakıldığında İstanbul’a “Hanımlar Şehri” dense yeridir.

    Kayıklar ise, suyun üzerinde yüzen küçük tekne olarak tarif edilmektedir. Kayıklar İstanbul şehir sularında, insan ve eşya taşıyan, küçük ölçekli ulaşım vasıtalarının genel adıdır. Kayık halkın kendiliğinden bulduğu ve türettiği, öz Türkçe bir kelime olarak karşımıza çıkar.

    Eski İstanbul’un gündelik yaşamında kadınlarımızın kayıklarla olan münasebetleri, bu ulaşım vasıtasıyla kadınlar arasında kurulan benzerlikler, kadınlarımızın kayıklarla ulaşımı ve oryantalistlerin gözüyle kayık-kadın gibi konularda bilgiler vermeye çalışacağım.

    İstanbul hanımefendileri gündelik hayatta feracelerinin içinde ve peçeli bir vaziyette yer alırken kibar, nazik, mesafeli ancak içten, gösterişli ama abartılı olmayan, kapalı ancak sanatsal duruşu olan, göze ve duyguya hitap etmeyen, nezaketli ve nezafetli kimselerdi. Aynı şekilde boğazın sularında ulaşımı sağlayan kayıklarımız da süslü ve gösterişli ama abartılı olmayan ve incelmiş bir medeniyetin ürünü olarak İstanbul halkına hizmet etmekteydi.
    Kayıklar ile hanımlar arasında karşımıza çıkan ilk benzerlik bugünün lüks deniz taksisi denebilecek özelliklere sahip olan özel piyadelere zarafetinden ve süratinden dolayı “hanım iğnesi” de denmesiydi. Hanım iğneleri, saray ve konakların özel deniz aracı olarak, zarafet ve güzelliği ile hanımlara özgü övgüleri ve ismi almaya hak kazanmıştı. Birbirlerini ziyaret etmek dışında harem kadınlarını en çok heyecanlandıran gezmeye gitmekti. Genellikle bahar aylarında, hanım iğnesi denilen kayıklarla gidilen pikniklere kadınlar günlerce hazırlanırdı. Öyle ki yiyecekten içeceğe kadar, hatta dilenciye verilecek paraya kadar en küçük ayrıntı defalarca gözden geçirilirdi. Piknik alanlarında ise portatif kurulan kafesler arkasından meddahlar ve ortaoyuncular seyredilirdi. Saray kadınlarının bindiği bir başka kayık da kırlangıç kayığı olup, bunlar hafif, süslü ve seri hareket eden teknelerdi.

    İstanbul’a gelmiş birçok yabancı seyyah ve gezgin Boğaziçi’nin vazgeçilmezlerinden olan piyade kayığını, alımlı güzel ve becerikli bir kadına bir başka deyişle su perisine benzetmektedirler.

    Eski gravür, kartpostal ve tablolara baktığımızda kayık ve kadın temasına sıkça rastlamaktayız. Bunlardan Abdülmecid dönemi İstanbul’unun ressamı, Germain Fabius Brest birçok tablosunda kayık ve kadın motifini işlemiştir. Paris 1880 Salonu’na “Boğaziçi’nde Kayıklar” adlı eseriyle katılan sanatçı, 1882 Salonu’na “Boğaziçi’nde Türk Kayıkları” konulu iki resim göndermiş, aynı konuyu 1896 Salonu’na verdiği resminde de tekrarlamıştır. Osmanlı saray ressamı Fausto Zenaro, Jean Brindesi ve Amadeo Preziosi gibi ressamların tablolarında hanımların kayık sefaları fırçalardan tuvale dökülmüştür.

    Her üç ressamın, kayıkla yolculuk eden hanımefendileri resmettiği tablolarında ortak özellik hanımların feraceli ve peçeli oluşlarıdır. Ayrıca kayıklarda yolculuk ederken yanlarında uşakları bulunur ve hamlacılar da kürekleri çekerken hanım müşterilere bakmamaya özen gösterirler. Hamlacılar için kural, hanım müşterilere bakmadan sağ veya sol omuz hizasından başka yöne bakmak şeklindedir. Ancak buna rağmen hamlacılar küreklere asılırken, denizde rüzgârın etkisiyle peçeleri açılan İstanbul hanımefendilerine ve onların gözlerine baktıkları izlenimini de uyandırıyor. Her şeye rağmen hamlacılar, kibar hanımefendilerin kendilerinin dengi olmadığını bilecek kadar mütevazı ve medeni insanlar olarak tablolardaki görüntülerinde durmaktadır.

    Boğazda hizmet gören kayıklardan bir kısmı köşklü, bir kısmı da köşksüz olurlardı. Kayıklardan köşksüz olanlarında yaz günleri üstü al canfes şemsiye kullanılırdı. Özellikle tatil günlerinde Küçüksu, Sâdâbad, Eyüp Sultan, Eminönü ve Üsküdar sahillerindeki kayıklara hanımefendiler bindikleri zaman güneşten etkilenmemeleri için rengârenk şemsiyelerini açarlardı. Ancak bu şemsiyeli hanımefendiler sarayın önünden geçerlerken şemsiyelerini kapatmak zorundaydı. Bazı kaynaklar bu durumu Padişah'ın ve devlet ileri gelenlerinin güvenliği açısından değerlendirilirken, bazı kaynaklar da saygıdan dolayı şemsiyelerin kapatıldığını söylemektedir.

    Hanım yolcular ile erkek yolcuların aynı kayığa binmeleri yasaktı. Ancak pazar kayıklarında durum biraz farklı olurdu. Pazar kayığının baş tarafına erkek, arka tarafına da kadın yolcular otururdu. Kayıkçı esnafında ana kural "hanımlara el verme yok, omuz verme var" şeklindeydi. Hamlacılar kayıklarına aldıkları konuklarını hep bir ağızdan selamlar, marşlar söyler, komutlara uyarak hareket ederlerdi.

    Konu ile ilgili bir fermanı burada paylaşmak istiyorum:
    Kayıkçılar Kethüdasına Emirdir:

    Genç kadınlar ile delikanlılar aynı kayıklara binip gezmesinler diye kayıkçılara daha önce de tenbihte bulunmuştuk. Üstelik fakir ve ihtiyar kadınlar pazar kayıkları ile karşı sahile geçmek istedikleri zaman bazı kişilerin engellemesiyle karşılaşır ve bu yaşlı kadınlar rencide edilirlermiş.

    Bütün bu hadiseleri işittim ve buyurdum: Fermanım eline ulaştığında bu konuya gereken önemi veresin, pazar kayıkları ile karşı yakaya geçmek isteyen fakir ve ihtiyar kadınları rencide ettirmeyesin, genç kadınların kanuna muhalif olarak kayığa delikanlılarla binmelerini ve gezmelerini de engelleyesin. Kayıkçılara bu emrimi tenbih edesin ve eskiden gönderdiğim fermanları da hatırlatarak uyanık olasın.
    1 Aralık 1580 (Üçüncü Murad’ın fermanı. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’ndeki 32 numaralı Mühimme Defterinden).
     


    www.mehmetmazak.com © 2012 Her hakkı sakldır.
    Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
    web tasarım ve programlama deSen