Kız Kalesi ( Erdemli-MERSİN )
Anasayfa
Biyografi
Kitaplar
Makaleler
Bildiriler
Haberler
Hedeftekiler
Sertifika ve Belgeler
Basında
İletişim

Mehmet MAZAK Araştırmacı Yazar

Makaleler

İstanbul’da Denizin Vücutla İlk Teması ve Deniz Hamamları

    İstanbul’da Denizin Vücutla İlk Teması ve Deniz Hamamları

    10.11.2015

    İstanbul’da Denizin Vücutla İlk Teması ve Deniz Hamamları

    Osmanlı deniz kültürü ve yüzme kültürü konusunda bir fikriniz var mıdır? Osmanlı halkının gündelik hayatında denize ne kadar yer verilmiştir? Payitaht İstanbul halkı denizle barışık mıydı? İki deniz arasında tek parça bir mücevher gibi denizle haşır neşir hayatında İstanbul, nice denizlerde hüküm sürmüş bir devletin payitahtı olarak deniz kültürünü ne kadar özümsemişti? Osmanlı halkı denizleri ve okyanusları yalnızca zafer peşinde koşan kadırgaların savaş oyunları oynamasına, zaferler kazanıp ülkeler fethetmesine olanak sağlayan bir suyolu olarak mı görüyordu?

    Hayır, hiç kuşkusuz öyle görmüyorlardı. Osmanlı halkı denizle barışık bir hayat sürmüş ve denizden maksimum düzeyde faydalanmıştır. Deniz ve yüzmek işte ana tema burasıdır. Eski Osmanlı ve İstanbul halkı inancının gereği yüzmenin Peygamberinin uyguladığı bir spor olmasından dolayı bütün zamanlarda sünnet-i seniyyeyi yerine getirebilmek için zaman zaman denize girmişler ve yüzmüşlerdir. Bu uygulamayı bütün İslam toplumlarında görmek mümkündür.

    İstanbul’da insan vücudunun denizle ilk temasının XIX. yüzyılın ortalarında meydana geldiği kaynaklarda belirtilir. Ama yazılı kaynaklara girmemiş olsa da Boğaziçi ve Marmara’nın sularında halktan ve devlet ricalinden birçok kişinin yazın serinlemek üzere yüzdüğünü söyleyebiliriz. Özellikle yabancıların yapmış oldukları gravürlerde deniz kenarındaki görüntülerde yüzen insan figürlerine rastlanmaktadır. Melling ve Allom’un çizmiş olduğu gravürlerde yüzen insan görüntüleri bulunmaktadır. Bundan da anlıyoruz ki erken dönemlerde de Boğaz sularında yüzülmüştür. Bugüne kadar bizlere hiçbir tarih dersinde Fatih Sultan Mehmet, II. Selim, II. Osman, I. Ahmet’in Boğaz sularında yüzmeyi sevdiği anlatılmamıştır. Yavuz Sultan Selim’in yüzmeyi çok sevdiği ve hatta Mısır’ı alınca Nil Nehri’nin serin sularında yüzdüğü anlatılmaz. Başka bir padişahın Tuna’nın hırçın suyunda kulaç attığı veya Akdeniz’e korku salmış Osmanlı donanmasının leventleri ve Kaptan-ı Derya’larının deniz tutkuları, kendi aralarında eğlence olarak yaptıkları yüzme yarışları bizlere hiç anlatılmadı. Barbaros Hayrettin Paşa, Turgut Reis, Sinan Paşa, Seydi Ali Reis vb. büyük denizcileri bizlere sadece su üzerinde düşman kellesi kesen, savaş naraları atan kişiler olarak anlattılar… Heyhat..! Bütün bu saydığımız kişilerin sosyal hayatında ve gündelik yaşantılarının bir bölümünde denizle ve deniz kültürü ile ilgili azımsanmayacak anılar mevcuttu.

    Yazılı kaynaklarda XIX. yüzyılda İstanbul’da insanların denize ilk girdiği yerler olarak Galata Köprüsü, Büyükdere, Bakırköy, Yeşilköy, Moda karşımıza çıkmaktadır. 1826–1850 arasında kurulduğu düşünülen Çardak İskelesi Deniz Hamamı İstanbul’da ilk denize girilen yer ve mekân olarak literatüre girmiştir. İstanbul’da kurulan ikinci deniz hamamı Salıpazarı'dır. Üçüncüsünün ise Kumkapı’da kurulduğu yazılı kaynaklarda belirtilmektedir. İstanbul halkının denize girerek yüzme ve serinleme ihtiyacını karşılamak üzere dönemin sosyo-kültürel yapısına uygun, deniz üzerinde kazıklar üstünde ahşap, suya dayanıklı çürümez kerestelerle ergonomik olarak dizayn edilmiş olan ve adına “deniz banyosu” ya da “deniz hamamı” denilen yapılar İstanbul’da denizin vücutla ilk temas ettiği yerler olarak kaynaklarda belirtilmektedir. Bu deniz hamamlarının en ve boyları, derinlikleri, nerelerde yapılacağı vb. konular hakkındaki her türlü kaide Şehremaneti tarafından bir nizamname ile belirlenmekteydi. Umuma açık deniz hamamlarının nereye yapılacağı Şehremaneti tarafından kararlaştırılır, bunların yapım ve işletmeciliğine de genellikle gayrimüslimler talip olurdu. Deniz hamamları nizamnamelerine göre hamamın dışına çıkarak yüzmek yasaktır. Bilindiği gibi Osmanlı’da gerek devlet yönetimi, gerekse toplum hayatının düzenlenmesinde Batı’dan alınan bazı kanunlarla birlikte genel ahlâk kuralları, örf-âdetler ve dinî ölçüler de göz önüne alınmaktaydı. Dört tarafı suya dayanıklı keresteden yapılan bu alanın etrafında soyunma odaları, içkisiz bir büfe ve tuvalet vardı. Boğulma tehlikesine karşı işletmecilerin bir de cankurtaran görevlendirmesi mecburiydi. Her türlü tedbirin alınmasına karşılık deniz hamamlarına giden Türk kadınlarının sayısı oldukça azdır. Mecelle-i Umûr-ı Belediyye’deki kayıtlara göre İstanbul’da sadece kadınlara hizmet veren deniz hamamları Modaburnu, Beylerbeyi, Eskiköprü, Hamam İskelesi, Salıpazarı ve Paşabahçe’dedir. Aralarında belli bir mesafe bırakılarak yan yana inşa edilen kadın ve erkek hamamları ise, Kadıköy, Büyükada, Büyükdere, Beşiktaş, Salacak, Bebek, Kabataş, Üsküdar, Çengelköy, Tarabya, Yeniköy, Çatladıkapı, Yenikapı, Ahırkapı, Üsküdar-Ayazma İskelesi, Heybeliada, Kuleli, Beykoz, Yenimahalle, İstinye, Kuruçeşme, Kumkapı, Samatya, Makriköy, Ayestefanos, Ortaköy ve Davutpaşa’dadır. Bu çerçevede, Osmanlı insanının denize girme ihtiyacının karşılanması şekil ve yer olarak genel ahlâk kurallarının ihlâl edilmesi, boğulma tehlikesi, deniz ve sahillerin kirlenmesi gibi endişeler göz önünde bulundurularak devlet tarafından belirlenmiştir. Nihayetinde sahillerde dört tarafı kapalı, ahşap, küçük yüzme havuzları inşa edilmiştir. Derinliği kıyı tarafında “altı parmak”, deniz yönünde ise 1.5 m. olan bu havuzlar tabanı ahşapla kaplanmış, en küçüğü 12x6m, en büyüğü de 25x15 m. boyutlarında kurulurdu. Kaynaklara göre, İstanbul'da deniz hamamlarının sayısı, XIX. yüzyıl ortalarına kadar sadece ikidir. Fakat yüzyılın sonlarına doğru -yalı sahiplerinin hususî hamamları hesaba katılmaksızın- bu rakam 60'a ulaşmıştır. Bunların 33'ü erkeklere, 27'si de kadınlara mahsustur.
    Deniz hamamları genel ve özel olarak iki grupta yapılanmaktaydı. Özel olanlar yalılara aitti veya yalının hemen yanında ya da varsa rıhtımında yer alırdı. Genel deniz hamamları ise kendi aralarında kadınlara ve erkeklere ait olanlar diye iki türlüydü. İki hamam arasında, seslerin duyulmayacağı kadar bir mesafe olması koşulu vardı. Deniz hamamlarında bir kahve ocağı bulunur, burada çay, kahve, limonata, gazoz satılırdı. Hamamların içinde herkesin kullandığı localarda soyunanlar bir kuruş, özel localarda soyunanlar ise iki kuruş ücret öderdi. Kadınlar hamamı ile erkekler hamamı arasında polis sandalı aralıksız devriye gezerdi.
    20. yüzyılın başlarında, İstanbul’un Anadolu ve Rumeli yakalarında, kıyı şeridinde bulunan bütün semtlerin deniz hamamları vardır artık. Ama zannedilmesin ki o yıllarda sadece İstanbul’da deniz hamamları vardır. XIX. yüzyılın sonunda Osmanlı coğrafyasında denize kıyısı bulunan pek çok şehirde deniz hamamları bulunuyordu. İzmir, Antakya, Mersin, Lübnan, Lazkiye, Bingazi, Selanik ve hatta Karadeniz sahillerindeki şehirlerde dahi deniz hamamlarının varlığına şahit oluyoruz.
    İstanbul’da insan vücudunun denizle temas noktasını Burçak Evren şöyle belirtmektedir: “Deniz hamamları, Osmanlı’nın denize küskünlüğüne son veren, bir bakıma insanla tuzlu suyu, kumu, güneşi buluşturmaya ortam hazırlayan, Cumhuriyet döneminin plajlarının öncüsü, yalnızca ve yalnızca Osmanlı toplumuna özgü simgesel birer yapı oldular.”
    Erkeklerin yüzmek için giydiklerine "deniz banyosu donu", kadınların giydiklerine ise "denizlik" denilirdi. Ekrem Işın, deniz hamamlarını “geleneği ürkütmeden” ortaya çıkarılmış ilginç bir sosyo-kültürel proje olarak tanımlamaktadır.
    Yazılı kaynaklarda Osmanlı coğrafyası ve İstanbul’da her ne kadar XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren insanların yüzme maksadıyla denize girmeye başladığı yazılsa da biz Osmanlı’nın ve İstanbul’un eski gündelik hayatında yüzme ve serinleme maksadıyla denize girilmesinin çok daha eski tarihlere dayandığını düşünüyoruz.


    Kaynakça
    Şahmurat ARIK , “Türk Romanında İlginç Bir Mekân Unsuru: Deniz Hamamları”, Kastamonu Eğitim Dergisi , Ekim 2005 Cilt:13 No:2
    Osman Nuri ERGİN, Mecelle-i Umûr-ı Belediye, II. Baskı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yay., C. IV, İstanbul 1995, s. 2142-2143
    Reşad Ekrem KOÇU, ''Deniz Hamamları'', İstanbul Ansiklopedisi., C. VIII, s. 4438-4442
    Gökhan AKÇURA, ''Deniz Hamamları'', Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vak. Yay., C.III, İstanbul l994.
    Burçak Evren, İstanbul’un Deniz Hamaları ve Plajları, İnkilap Kitabevi, İstanbul 2000

     


    www.mehmetmazak.com © 2012 Her hakkı sakldır.
    Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
    web tasarım ve programlama deSen