Kız Kalesi ( Erdemli-MERSİN )
Anasayfa
Biyografi
Kitaplar
Makaleler
Bildiriler
Haberler
Hedeftekiler
Sertifika ve Belgeler
Basında
İletişim

Mehmet MAZAK Araştırmacı Yazar

Makaleler

Fetihten Sonra İstanbul’un Temizlik İşleri: Arayıcı Esnafı

    Fetihten Sonra İstanbul’un Temizlik İşleri: Arayıcı Esnafı

    10.11.2015

    Fetihten Sonra İstanbul’un Temizlik İşleri: Arayıcı Esnafı

    Bugün nüfusu on beş milyona yaklaşan İstanbul acaba eskiden nasıl temizleniyordu? Osmanlı döneminde de çöp problemleri var mıydı? Temizlik işleri kimler tarafından ve nasıl yapılırdı? Toplanan atıklar gömülüyor muydu, yakılıyor muydu? Temizlik mevzuuyla alakalı belge ve fotoğraflar var mıydı? İstanbul’un temizlik işleri bugüne kadar nasıl yapılmış, hangi aşamalardan geçerek günümüz koşulları oluşmuştu?

    Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un cadde, sokak ve çevre temizliğine ne kadar çok önem verdiği vakfiyesindeki şu ifadelerden anlaşılmaktadır: "İstanbul'un her sokağına ikişer kişi tâyin eyledim. Bunlar ki, ellerinde bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu hâlde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Sokaklara tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki yevmiye yirmişer akçe alsınlar...”

    Şehrin temizlik işlerini yapanlara İstanbul’un fethinden Şehremaneti’nin kuruluşuna kadar “Arayıcı esnafı”, Şehremaneti kuruluşundan sonra “Tanzifat amelesi’, 1950’lerde “Çöpçü” denmiştir. Günümüzde ise “Temizlik işçisi” denmiştir.

    Osmanlı’nın “Tanzifat amelesi”, İngilizlerin “Ottoman street sweeper” ve Almanların “Müllmann im Osmanischen Reich” dedikleri Dersaadet sokaklarını temizleyen insanların fetihten sonra Şehremaneti’nin kuruluşuna kadar olan bölümdeki işlevlerini belirtmeye çalışalım.

    Fetih'ten sonra Osmanlı İstanbul’unda şehrin sokaklarının ve evlerde-konaklarda birikmiş çöplerin temizliğinden, idari olarak Kadı’ya bağlı Subaşı’nın emrinde çalışan “Çöpçü Subaşı” sorumluydu. Çöpçü subaşı sokakları acemi oğlanlarına temizletirdi. Bu çöpçülerin sayısı bin kadardı. Özel kıyafetleri olup, matruş ve keçe külahı giyerlerdi. Çöpçü Subaşısı onlara İstanbul sokaklarındaki bütün çöp, hayvan pisliği ve kalıntıları toplatırdı. Çöpçü Subaşısı’nın denetiminde çalışan çöpçülere “çöp çıkaran” da denilmekte idi. Bu kimseler sokaklardan geçerken “çöp çıkaran, çöp çıkaran” diye bağırır, arkalarında bir küfe ile sokakları dolaşır, birikmiş çöpleri küfelerine doldurarak denize atarlardı.

    Arayıcı esnafı, kadıdan şehrin süprüntülerini ve evlerden-konaklardan atık çöpleri toplamak üzere yıllık ihale alır, çöp topladığı mahallenin gelir düzeyine göre de kadıya ücret öderdi. Arayıcı esnafı çöpleri topladığı için devletten ücret almadığı gibi bir de devlete her yıl ücret öderdi. (XVII. yüzyılda bu rakam 60.000 akçedir.) Arayıcı esnafı toplamış oldukları süprüntüleri sepet ve küfelerle Haliç ve Boğaz kenarlarındaki tanzifat iskelelerine götürür, sepetlerde toplanan çöpler deniz kenarlarında çamur teknelerinde ayrılır, içinde akçe, mangır veya işe yarar başka şeyler bulunursa bunlar çalışanların olurdu. Çöpler içindeki değerli eşyalar alındıktan sonra arta kalan mezbeleler kayıklarla Adalar’ın ilerisinde Marmara’ya dökülürdü. O devirde sanayi atıkları olmadığı için çöpler suda erir ve deniz kirlenmezdi.

    Çarşı temizliğinden çarşı esnafı, mahalle aralarının, meydanların, sokakların temizlenmesinden ve mesken çöplerinin toplanmasından da arayıcı teşkilatı sorumluydu. Çarşı temizliği için yapılacak harcamalar Avarız Sandığı denilen esnaf fonlarından karşılanıyordu. Çöpçülük ve lağımcılık gibi hizmetler Evliya Çelebi'nin naklettiğine göre ekseriyetle Ermenilere gördürülürdü. Mahalle temizliği ise İslami bir gereklilik sayıldığından, sorumluluğu mahalle imamına bırakılmıştı. Temizlik konusunda çok hassas olan Osmanlı, işten kaytaran temizlikçi ve süpürgecileri kürek cezası ile korkuturdu. Çöplük Subaşıları'nın gündüzleri kol gezerek çarşı pazarın, mahalle aralarının temizliğine dikkat etmek, bozulmuş kaldırımları tamir etmek, harap binaları Mimarbaşı'na haber vermek gibi görevleri vardı. Mahalle aralarında gezerken bulaşık suyu, lağım suyu vb. çirkapların sokak aralarına ve yollara gelişi güzel akıtılmasını önlemeye çalışır, bu konuda uyarılara dikkat etmeyenlere cezalar verirlerdi.

    İstanbul’un önemli meydanlarından olan At Meydanı ve Beyazıt Meydanı'nın temizlenmesi çöplük subaşısının sorumluluğundaydı. 1585 tarihli bir hükümde çöplük subaşısından At Meydanı’nın yılda bir, Beyazıt Meydanı'nın ayda iki kere temizlenmesinin istendiğini görmekteyiz.

    Saray ve devlet erkânına ait konakların temizliğini yapan ve çöplerini alan kimselere "mezbelekeşin" ismi verilirdi.

    Arayıcı esnafının kullandığı malzemeler; çapa, demir kazma, yuvarlak ağaç tekne, kürek, zembil, küfe, harar ve çöp ayrıştırmaya yarayan parçalardan oluşmaktaydı. Arayıcı esnafının piri Verrad-i Berberi’dir.

    1826 yılında Yeniçeri Ocağı kaldırılınca subaşı yerine yine kadıya bağlı olarak görev yapan İhtisap Ağalığı ihdas edilmiş ve çöpçü subaşısı bu makama bağlanmıştır. 1854 yılında İhtisap Ağalığı yerine Şehir Eminliği kurulunca çöpçü subaşısı Şehremaneti’ne bağlanmıştır.

    Buraya kadar fetih sonrası İstanbul’un 1850’li yıllara kadar temizlik hizmetlerini kimlerin nasıl yapmaya çalıştığını genel anlamda anlatmaya çalıştık.

    Son olarak Osmanlı toplumunda ve İstanbul’da temizlik anlayışının bir Avrupalı gözünden nasıl algılandığına değinmek istiyorum.

    İskoçyalı asilzade ve İngiliz milletvekili H. Munro Butler Johnstone da, Türklerin temizliğine hayran olan Avrupalılar'dandır. “Türkler” isimli eserinde bu konuda şöyle demektedir: “Osmanlı sadece yeryüzünün en kibar milleti değil, aynı zamanda en temizidir de... Gerçek şu ki, temizliğin dışında nezaket hiç bir şey ifade etmez. Her ne kadar “temizlik dindarlığın diğer bir adıdır” sözü Hıristiyanlar tarafından da söylense bile, onu uygulayanlar Osmanlılar'dır.

    Temizlik onlar için sadece sıhhat amacıyla uyulan bir şey değildir. Onu dinî görevlerinden biri sayarlar. Hıristiyanlar pislik bulaşmış bir şeyi temiz kabul etmezler; fakat bir Türk pisliğe hafif temas etmiş bir şeyin kirli olduğunu kabul eder.

    Temizlik konusundaki hassasiyetlerinin bir sebebi de abdesttir ki onu diğer milletlerden daha şık alırlar. Durulamak, temizliğin temelidir. Daha ötesi, Türklere göre evler de insanlar gibi tertemiz ve kirlenmemiş olarak tutulmalıdır.

    Her Türk evinin eşiğinin üstünde ısmarlama pirinç harflerle ‘Pis hiç bir şey bu eşiklere değmesin’ yazılmaktadır. Bundan dolayıdır ki hiçbir moda veya özenti, Türkler'i ayakkabılarını kapı dışında çıkarmaktan alıkoyamıyor.”


    Kaynakça
    Mehmet MAZAK, Osmanlı’da Çevre ve Sokak Temizliği, İstaç yay. İstanbul 2001.
    Nejdet SAKAOĞLU, “Arayıcı Esnafı”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c.1, s.297, İstanbul 1994.
    Sevim BUDAK, “Çöp”, İstanbul Ansiklopedisi, c.2, s.531, İstanbul 1994.
    Osman Nuri ERGİN, Mecelle-i Umur-ı Belediye.

     


    www.mehmetmazak.com © 2012 Her hakkı sakldır.
    Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
    web tasarım ve programlama deSen