Kız Kalesi ( Erdemli-MERSİN )
Anasayfa
Biyografi
Kitaplar
Makaleler
Bildiriler
Haberler
Hedeftekiler
Sertifika ve Belgeler
Basında
İletişim

Mehmet MAZAK Araştırmacı Yazar

Makaleler

Osmanlı’da Çay Kültürü ve Kahvehaneler

    Osmanlı’da Çay Kültürü ve Kahvehaneler

    10.11.2015

    Osmanlı’da Çay Kültürü ve Kahvehaneler

    İlk zamanlarda çay biraz keyfî biraz da tıbbi nedenlerle içilirmiş. Çinliler dünya tarihinde önemli yeri olan bu içeceğin keşfini tam olarak M.Ö. 2737 yılı olarak gösteriyorlar. Fakat Çin belgelerinde çaydan ilk kez M.Ö. 221 yılında bir çay vergisi nedeniyle bahsedilmiştir. Ancak çay bir halkın vergi konusuna girdiğine göre kullanım tarihinin daha eski olması gerekir. Dolayısıyla Çin’de çayın kullanıldığı tarih M.Ö. 221’den daha öncedir. Zaten Çin kaynaklarında çay adı ilk olarak M.Ö. 350 yılında hazırlanan bir Çince sözlük olan Erh Ya’da geçmektedir.
    Japonya’da ise çay her zaman törensel bir niteliğe sahip olmuştur. Hatta bir statü aracı da olmuştur. Mesela bu ülkede Zen keşişlerinden başka kimse XIII. yüzyıla dek çay içememiştir. Uzmanlar çay törenini Japon estetiğinin doruk noktası olarak ifade ederler.
    Boston çay baskını ise (16 Kasım 1773 İngiliz sömürgesine karşı Hindistan’dan çay getiren gemilere baskın yapılır) “Boston çay partisi”ne dönüşür ve Amerika’nın ilk bağımsızlık hareketi olarak değerlendirilir. Avrupa’da XVII. yüzyıldan beri bir keyif maddesi olarak bilinen çay, XIX. yüzyılda tüm Kuzey Denizi civarında bir halk içeceği haline gelmiştir. İngiltere’de çay ilk önce saraya XVII. yüzyılda girmiş, halk arasında yaygın olarak kullanılması ise XVIII. yüzyılı bulmuştur. Tüm dünyada toplumsal yaşamda oldukça önemli bir yer tutan çayı Hintliler süt ve şekerle, Kuzey Afrikalılar ise yeşil çayı taze nane ile lezzetlendirirler. Çay kültürü ülkelere göre farklılık göstermektedir.
    Türkler, Anadolu’ya gelmeden önce de çayı bilmelerine karşın çayın Türkiye’ye gelmesi ancak birkaç yüzyıl önceye dayanmaktadır.
    Türklerde çayın yaygınlaşmasına ilişkin şöyle bir hikâye anlatılır: Hoca Ahmet Yesevî bir gün Hıtay sınırında Türkistan karyelerinden birine misafir olur. O gün hava çok sıcak olduğu için fazlaca yorulmuştur. Evine misafir olduğu Türkmen’in komşusunun zevcesi doğum yapmak üzeredir. Türkmen, Hoca Ahmet Yesevî’den dua ister, Ahmet Yesevî de dua eder. Türkmen’in isteği hemen olur. Türkmen bu duruma çok memnun olur ve buna karşılık yörenin önemli bir ikramı olan çay getirir. Hoca Ahmet Yesevî çayı içince terler ve yorgunluğu gider. Dahası Ahmet Yesevî “Bu şifalı bir şey imiş, hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar. Allah kıyamete kadar buna revaç versin” diye dua eder. İşte çay bundan sonra bütün Türkler arasında kullanılmaya başlamış ve şifa verici bir içecek olmuştur. Ancak bu menkıbeye rağmen Haçlı Seferleri’nden sonra Avrupalıların çayı Anadolu’dan değil de Uzak Doğu’dan öğrenmeleri ve Anadolu’daki Türklerin çay geleneğinden Yakın Çağ’da haberdar oluşu sosyal tarihçilerin bir araştırma konusudur.
    Semaver
    Çay kültürünün önemli bir parçası da semaver kültürüdür. Semaver XIX. yüzyıldan itibaren Orta Asya’da yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ahmet Yesevî’den gelen mirasla çayın şifalı olduğuna inanıldığı gibi, semaverin de şifa dağıtıcısı olduğuna inanılmıştır. Semaver edebiyatımızda da şifahaneye benzetilmiştir.
    Türkiye’de Çay
    Çayın ipek yolu güzergâhı takip edilerek Çin’den Osmanlı Devleti’ne getirilmesi Avrupa’ya ulaştırılmasından önce olmuştur. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin bazı gümrük kayıtlarında çay konusunda bilgiler ve belgeler bulunmaktadır. Bu uzun tarihçe içerisinde Türkiye’nin çayla tanışması 1787 yılında rastlar. Japonya’dan getirilen çay tohumları ilk olarak Bursa civarına ekilir. Ancak iklim şartlarının olumsuzluğu nedeniyle bu girişim başarısızlıkla sonuçlanır.
    Türkiye’de çayın yetiştirilmesi ile ilgili en sağlıklı ve doğru bilgileri Mustafa Duman’ın hazırladığı Çay Kitabı’nda şöyle görmekteyiz: “Rize bölgesinde çay üretiminin Rizeli işçilerin Batum’dan çay fidanları getirerek dikmeleriyle başladığı belirtilmektedir. 1860’lı yıllarda Ruslar Batum ve çevresinde çay tarımını başlatmışlardı. Bu yıllarda Batum, Sohum gibi şehirlere çalışmaya giden Doğu Karadeniz halkı oralarda çayın nasıl yetiştirildiğini görmüş ve fidanlarından alarak Rize bölgesinde kısıtlı alanlarda da olsa çay yetiştirip ürün almışlardır. Bu çayları ilkel metotlarla işleyip elde ettikleri çayları kullanmışlar ve satmışlardır. Bu durum üzerine devlet, halkın yetiştirdiği çaylardan orman vergisi almaya kalkınca itirazlar olmuş ve bu itirazlar üzerine devlet çaydan aldığı orman vergisini kaldırmıştır. Bu konudaki halkın itirazı ve karar ile ilgili kayıtlar 06 Haziran 1879 tarihli Başbakanlık Osmanlı Arşiv kayıtlarında bulunmaktadır.”
    1896 yılında Buharalı Yusuf Trabzon’da, 1912 yılında Rize Ziraat Odası Başkanı Hulusi Bey Rize’de dar çerçevede çay yetiştirmeye muvaffak olmuşlardır.
    Türkiye’de çay yetiştirilmesi konusunda ilk bilimsel çalışmaları 1918 yılında zamanın Halkalı Ziraat Mekteb-i Âlisi Müdür Vekilliği yapmış olan botanikçi Ali Rıza Erten başlatmıştır. Ali Rıza Bey Ardahan ve Rize’yi gezdikten sonra Batum’a gitmiş, burada çay ve turunçgillerin yetiştiğini görmüş ve yapmış olduğu teknik çalışmalar sonucunda 16.02.1924 tarihinde Rize’de çay yetiştirilmesi için meclisten onay almıştır. Böylece günümüz çay üretiminin temelleri atılmış olur. 1947’de kurulan ilk fabrika ile üretim hızlanır. Türk insanı çayla geç tanışmasına rağmen bu içeceği kısa zamanda benimser ve çayın Türk kültüründeki yeri giderek büyür.
    Dünyaca ünlü Avustralyalı şair Peter Altenberg tarafından “ruh banyosu” olarak tanımlanan çay, günümüzde sudan sonra en çok tercih edilen içecektir.
    Osmanlı’da Kahvehane
    Osmanlı literatür ve kültüründe kahvehane ‘kahve evi’ anlamına gelmektedir. Ancak ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren toplumdaki sosyal ilişkileri şekillendiren ve toplumun geçirdiği toplumsal dönüşümleri yansıtan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Yaşadığımız dünyada kahvehane tipi mekânların ilk örnekleri XVI. yüzyılın başlarında Mekke, Kahire ve Şam’da ortaya çıkmış, yüzyılın ortalarında ise İstanbul’a gelmiştir. Ancak kahvenin daha geniş bir tabanda rağbet görmesi ve kahvehanenin evrensel kurum olarak yaygınlaşması İstanbul’a gelmesiyle gerçekleşmiştir. Tarihçi Peçevî’ye göre, ilk kahvehaneleri Halepli Hakem adında bir tüccar ile Şamlı Şems adında bir efendi İstanbul Tahtakale’de 1554 tarihinde açtılar. Kahve satılan/tüketilen bir yer olarak kurulan kahvehane, kısa zaman içerisinde, bir tüketim mekânından ziyade gündelik hayatın tecrübe edildiği sosyal bir mekân haline geldi. Osmanlı geleneksel toplum kültürünü şekillendiren saray, medrese ve cami dışında “sivil” bir anlayışla ortaya çıkan kahvehane, XVI. ve XVII. yüzyılların İstanbul’unda pek sık rastlanmayan bir tepkiyle karşılaştı. ‘Miskinlerin buluşma mekânı ve fitne yuvası’ olarak görülen kahvehane başta iktidar olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerinin tepkisini çekti. 1567 yılında başta Suriçi olmak üzere İstanbul’daki bütün kahvehaneler kapatıldı. Hatta IV. Murat bu gerekçelerle kahvehaneleri topyekûn kapatmaya yönelik şiddetli ve kapsamlı girişimlerde bulundu. Sadece Eyüp ve çevresinde 120 kahvehane kapatıldı.
    Ancak kahvehanelerin sayısı günden güne artmaya devam etti. Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlığının son dönemlerinde İstanbul’da 50 kahvehane bulunduğu belirtilirken, bu sayı XVI. yüzyılın sonunda altı yüze ulaştı. XIX. yüzyılın başlarında ise 2.500’lere kadar çıktı. Hem sayı olarak, hem de itibar olarak kahvehanelerin önemi arttı. Kahvehane zaman içerisinde mevcut kültürel ve toplumsal hayatın içerisine dâhil olmayı başardı. Kültürün üretildiği ve tüketildiği bir mekân haline geldi. Birçok değişikliklere uğrayarak hayatiyetini devam ettirdi. Her ne kadar sadece erkek sosyalliğini barındırsa da Osmanlı şehrindeki kamusal yaşamın önemli bir kısmını oluşturdu. İlk başlarda marjinal bir yenilik olarak görülen kahvehane, çok geçmeden normalleşti ve toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayan merkezî bir konuma geldi.
    Diğer medeniyetlerden ülkemize gelinceye kadar edindiği birikimin ışığında, kültürümüzle yeniden yoğurduğumuz kahvehane ve çay kültürü zamanla Türk toplumunun ayrılmaz bir parçası ve yaşam biçimi halini almıştır.

    Kaynakça
    Ahmet YAŞAR, The Coffeehouses in Early Modern Istanbul: Public Space, Sociability and Surveillance, Yüksek LisansTezi, Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2003.

    Ahmet YAŞAR, “Osmanlı Şehir Mekânları: Kahvehane Literatürü”, TALİD Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, sy. 6, Güz 2005, s. 237–256.
    Ahmet Yaşar, “Osmanlı Kahvehaneleri: Sivil Eğitim Kurumları”, Çerçeve, Aralık 2005, s. 30.
    Mustafa AKSOY, “Kazakistan ve Kırgızistan’da ve Çay İçme Geleneği ve Damgalar”, Türk Kültüründe Ayrıntılar: Çay Sempozyumu’na bildiri olarak sunulmuştur, (8-9 Kasım 2001), İstanbul
    Mustafa DUMAN, Çay Kitabı, Kitabevi yay. İstanbul 2005.
     


    www.mehmetmazak.com © 2012 Her hakkı sakldır.
    Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
    web tasarım ve programlama deSen