Kız Kalesi ( Erdemli-MERSİN )
Anasayfa
Biyografi
Kitaplar
Makaleler
Bildiriler
Haberler
Hedeftekiler
Sertifika ve Belgeler
Basında
İletişim

Mehmet MAZAK Araştırmacı Yazar

Makaleler

Sırmakeş Suyunun Yüzyıllık Öyküsü

    Sırmakeş Suyunun Yüzyıllık Öyküsü

    10.11.2015

    Sırmakeş Suyunun Yüzyıllık Öyküsü


    Sırmakeş; gümüş ya da başka madenlerin ezilerek şekil verilmesi ya da uzaması için onları üst üste bulunan şekilli silindirlerden geçirerek sırma yapan kimseye verilen isimdir.

    Bir asırdır Sırmakeş suyunun ortaya çıkarılarak günümüze kadar nesilden nesle ulaşmasının mimarı hiç kuşkusuz Ahmet Mithat Efendi’dir. Ahmet Mithat Efendi XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren batı etkisinde değişmeye başlayan edebiyatımızın önde gelen şahsiyetlerinden birisidir. Şiir hariç roman, hikâye, tiyatro, anı, seyahat yazısı, tenkit, deneme, gazete makalesi gibi hemen her çeşit edebî türde eser kaleme almış, batı edebiyatlarından tercüme yahut uyarlamalar yapmış, geniş bir yelpazede küçüklü büyüklü çok sayıda fikrî eserle, küçük çaplı eğitici popüler kitaplar ve ders kitapları yayımlamıştır. Ahmet Mithat Efendi’nin yazı hayatı, kitap sevgisinin ve okuma alışkanlığının ülkemize yerleşmesinde önemli bir rol oynamıştır.

    1844’te İstanbul’da doğan Ahmet Mithat Efendi, küçük yaşta babasını kaybedince bir süre ağabeyinin gözetiminde öğrenimini sürdürdü. Orta öğrenimini Tophane ve Niş’te tamamladı. Bu arada Fransız dilini öğrendi. Daha sonra Tuna ilinde devlet hizmetine girdi ve Tuna Valisi Mithat Paşa’dan ilgi gördü. Onunla birlikte Bağdat’a gitti. Burada vilayet adına Zevra gazetesinin yayınlanmasında görev aldı. Öğrenciler için, ilk kitapları olan Hace-i Evvel ile Kıssadan Hisse’yi (1870) burada çıkardı. 1871’de İstanbul’a döndü. Evinde küçük bir basımevi kurarak yayıncılık ve gazeteciliği sürdürdü. Dağarcık adlı dergiyi çıkardı. Darwin üzerine yazdığı bir yazı nedeniyle Rodos’a sürgün edildi. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Takvim-i Vekayi gazetesi yöneticiliği ile Matbaa-i Amire Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Daha sonra Tercüman-ı Hakikat gazetesinin çıkmasını sağladı (1877-1912). 28 Aralık 1912’de vefat etti.

    Ahmed Mithat Efendi sahibi olduğu Tercûman-ı Hakikat isimli gazeteyi bıraktıktan sonra Beykoz’da bir yalı satın almıştır. Felatun Bey ve Râkım Efendi gibi meşhur olmuş eserlerinde çarpık modernleşmenin ürettiği olumsuz figürler üzerinde duran, dengeli modernleşmenin gerekliliğini savunan ve temelde Osmanlı insanı ile modern insan arasında bir tip oluşması gerektiğini öne süren Ahmed Mithat Efendi, boğazı süsleyen yalıları ile meşhur Beykoz’a gelip burada Dereseki Köyü’nde çiftlik kurmuştur. Ahmed Mithat Efendi bu çiftlikte Avrupa’dan getirttiği kuluçka makinası ile modern anlamda tavukçuluk yapmaya başlamıştı. Beykoz'a ilk kiraz ve vişne fidanlarını, fenni arı kovanlarını getiren kişi de o olmuştur. Ahmet Mithat Efendi Dereseki Köyü'ndeki özel Müezzinoğlu ormanlarından çıkan suyu satın alarak Sırmakeş ismini vermiş ve bu meşhur Sırmakeş sularını çatanalarla İstanbul'a götürerek halkın kullanımına sunmuştur.

    İstanbul su kültürünün ayrılmaz bir parçası da şehri çevreleyen köylerdeki su kaynaklarıdır. Bu sular içerisinde Çırçır, Hünkâr Suyu, Taşdelen, Sırmakeş, Karakulak gibi sular en meşhurlarıdır. İçmeye mahsus bu tür sular eskiden su içme zevkine sahip kimselerin özel takibinde olur, her suyun meraklısı ondan başkasını ağzına sürmezdi. Kimileri Sırmakeşten vazgeçmezken kimileri Taşdeleni severdi.

    Sırmakeş suyu Beykoz ormanlarından kaynağını alan ve cam gibi bir görünüme sahip olan bir sudur. Sırma gibi değerli görülen Sırmakeş memba suları, Dersaadet’in en önemli içme sularından biri olmuş, su gurmelerinin tavsiye ettiği, su tiryakilerinin sofralarından eksik etmediği kaynak suyu konumuna gelmiştir.

    Bu özel suyu şehirdeki saraya ve konaklara getiren, kayıklarla Boğaziçi’nden Suriçi’ne taşıyan özel sakalar vardı. Ahmet Mithat Efendi’nin Beykoz sırtlarındaki çiftliğinden çıkan Sırmakeş suyunun her gün kağnılarla rıhtıma indirildiği ve oradan İstanbul’a kayıklarla sevk edildiği bilinmektedir.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde diğer ülkelere gönderilen hediyeler arasında bir damacana veya şişe Sırmakeş suyu da bulunur ve gittiği her yerde büyük bir kabul görürdü. Geleneksel Türk cam işlemeciliğinin “Çeşm- i Bülbül” tarzında süslenmiş Sırmakeş su şişeleri yabancı elçilere hediye edilirdi. Ayrıca hac ve umreye gidenler yanlarında hediye olarak bu sudan götürürdü.

    Özellikle Beykoz tarzı cam süsleme sanatı olarak isimlendirilen objeler ile imal edilmiş Sırmakeş şişeleri saraylarda ve konaklarda yüksek erkâna sunulurdu. Sırmakeş suyu saraylara tulumlarla, küplerle taşınmış, iftar sofralarında özel misafirlere Sırmakeş suyundan kahve pişirmek ayrı bir itibar gerekçesi sayılmıştır. Sırmakeş suyu, Türkiye’nin ilk ambalajlı sularından olup 2 ve 5 litrelik büyük bombeli cam şişelerde halkın içimine sunulmuştur.

    Bugüne intikal eden asırlık lezzetimiz Sırmakeş suyu ilk çıktığı Osmanlı döneminde ancak varlıklı ailelerin sofralarında yer alabilirken bugün isteyen her İstanbullu Sırmakeş suyunu içebilmektedir. Eskiden sıcak yaz günlerinde kaynağından damacanalara doldurularak ve kayıklar ile Eminönü, Beşiktaş ve Üsküdar’a getirilerek halka sunulan Sırmakeş sularına, zamanımızda daha kolay ulaşılmaktadır. İstanbul’un değişik semtlerine dağılmış sucu dükkânlarının en nadide yerinde şişeler ve damacanalar ile yerini almış olan Sırmakeş Suyu tiryakilerini beklemekteydi.
    Sırmakeş suyu yüzyılı aşkın süredir lezzetini muhafaza ederek damak tadımıza hitap etmeye devam ediyor. Zaman değişti, insanlar değişti, İstanbul değişti fakat Sırmakeş lezzeti hiç değişmedi.


    Kaynakça
    Zekeriya KURŞUN-Mehmet MAZAK, Baki Kente Ab-ı Beka Hamidiye, İstanbul 2006.
    http://www.dostbeykoz.com/haber_detay.asp?id=1204&tur=350
    http://www.sirmakes.com.tr/hakkimizda.htm
     


    www.mehmetmazak.com © 2012 Her hakkı sakldır.
    Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
    web tasarım ve programlama deSen