Kız Kalesi ( Erdemli-MERSİN )
Anasayfa
Biyografi
Kitaplar
Makaleler
Bildiriler
Haberler
Hedeftekiler
Sertifika ve Belgeler
Basında
İletişim

Mehmet MAZAK Araştırmacı Yazar

Makaleler

Bir Denizci Beyi Mecit Çetinkaya

    Bir Denizci Beyi Mecit Çetinkaya

    10.11.2015

    Bir Denizci Beyi Mecit Çetinkaya


    Mecit Çetinkaya Anadolu’nun doğusunda buram buram kekik ve yarpuz kokuları arasında, şırıl şırıl akan Kelkit Çayı’nın kenarında 1912 (H.1328) yılında Kelkit’te dünyaya gelmiştir. Henüz 5 yaşlarındayken, Ermeni çetelerinin köylerine yaptığı baskında, köyün ileri gelenlerinden olan babası Abdullah Efendi, annesi Havva Hanım, kardeşleri Melek, Fatma, Felek, Nigar, Mustafa ve amcası İbrahim, onun gözleri önünde, öldürülmesiyle ailenin en küçüğü olarak tek başına kalmıştır.

    Yetim kalan Mecit, 1917 yılında Kazım Karabekir Paşa’nın talimatlarıyla, İstanbul’a, şimdiki Darülaceze’nin yakınlarında bulunan, devlet yetimhanesine gönderilmiştir. Kazım Karabekir Paşa, İstiklal Savaşı öncesi ve sonrası, ailesi savaşlarda şehit düşmüş çocukları toplatarak hem onlara bir yuva kurmuş hem de eğitim ve öğretimleriyle yakından ilgilenmiştir. Tarihe “Mavi Gömlekliler” olarak geçen bu yetim çocuklar, ülke ekonomisine katkıda bulunmak için özel olarak kurulan iş ocaklarında kıymetli birer usta olarak yetiştirilmek üzere eğitilmişlerdir. İşte bu yuvalara yolu düşen ve buradaki eğitimlerle vatanına ve milletine hizmet etme bahtiyarlığına erişenlerden biri de Mecit Çetinkaya’dır.

    Ancak yaşının küçük olması dolayısıyla aile şefkatine muhtaç olan Mecit, kısa bir zaman devlet kontrolünde Mavi Gömlekliler olarak eğitim aldıktan sonra yetimhaneden, Çeşme Meydanı’nda (Galata) yaşayan bir aile tarafından evlatlık alınmış, fakat aile maddi sıkıntılarından dolayı küçük Mecit’e bakamayacaklarını anlayınca onu, 1918 yılında yine kendileri gibi çocuksuz bir aileye, İnebolu’nun Çercille (Gökbel) köyünde yaşayan akrabaları İsmail ve Fatma Bozkurt’a, evlatlık vermişlerdir.

    Kaderin Erzurum’un Kelkit kazasından (Gümüşhane) çocuk yaşında İnebolu’nun Evrenyesi’nin İsfendiyar dağlarının eteklerindeki Çercille Köyü’ne kadar sürüklediği Mecit, çocukluk yıllarını bu köyde geçirmiş ve İnebolu’da taşımacılık yapan kaptanların yanında mavnacılığa ilk adımını atarak denizcilikle ilgili deneyimler kazanmaya başlamıştır. 18 yaşına geldiğinde, köyünde Karadeniz’in Barbaros’u diye anılan yelkenli taka kaptanı Gazi Kadir Ağa ile Kamile Tepe’nin dört kızından ortancası Hatice ile 1930 yılında evlenmiştir. Daha sonra kayınpederinin yanında yelkenli mavnalarda çalışmaya başlamıştır. Kabiliyeti ve cesareti sonucunda denizciliği öğrenerek kayınpederinin yelkenli takasıyla uzak seferlere çıkmaya başlamıştır. Hiç kuşkusuz denizciliği bu kadar çabuk kavramasında küçük yaşta bu mesleğe başlamasının büyük payı vardır. Ayrıca asırlardır Osmanlı denizciliğine ve deniz ulaşımına sayısız insan kazandıran İnebolu ve Evrenye’nin doğal yapısınında etkisi bulunmaktadır. Mecit Çetinkaya uzak seferlerinden birinde, İğne Ada’dan yüklemiş olduğu odunları naklederken Karadeniz’de takası torpillenmiş ve kendisi dışında teknede bulunan herkes hayatını kaybetmiştir. Mecit Çetinkaya kendine geldiğinde denizde bulduğu bir kalasa tutunmuş ve daha sonra batan takanın sandalına kendisini yaralı vaziyette atarak canını kurtarabilmiştir. Günlerce aç, susuz ve soğukla mücadele ederek kıyıya ulaşabilmiştir.


    Ailesinin artık öldüğüne inandığı bir anda geri dönen Mecit Kaptan’ın gelişi, eşi Hatice için aslında tarihin bir tekerrürüdür. Savaş yıllarında, Hatice henüz çocukken, babası Kadir Kaptan, Karadeniz’de oğlu Mehmet’le bir sefer sırasındayken Ruslara esir düşmüşlerdir. Hatice, annesi ve kardeşleri, yalnız başlarına yıllarca yaşam mücadelesi vererek hayatlarını yoksulluk ve acılar içinde geçirmişlerdir. Kadir Kaptan ve oğlu, yaklaşık dokuz sene sonra Rusya’daki bu esaretten kurtulup köylerine dönebilmişlerdir. Bu olaydan sonra İnebolu ve Evrenye Mecit Kaptan’a dar gelmeye başlamıştır. Zaten çocukluğunda İstanbul’u görmüş olan Mecit Kaptan’ın yüreğine İstanbul sevdası Çeşme Meydanı’nda evlatlık olduğu dönemde düşmüştü. Çeşme Meydanı’ndaki iskelelerde çocukluğunda gördüğü kayıklar, mavnalar ve diğer deniz ulaşım araçlarına karşı sempati ile bakan Mecit’in günün birinde buralara geri dönmeyeceğini kim düşünebilirdi. Bu düşünce ve sıkıntılar içerisinde iken çok sevdiği vatanına ve bayrağına hizmet etmek için Çerçille köyünden 1935 yılında ayrılarak askere gitmiş, Trakya’da 4 yıl süvari olarak vatani görevini yapmıştır.


    1939 yılında askerlik dönüşü Mecit Çetinkaya köyüne dönmeyerek, ailesini daha iyi imkânlar içerisinde yaşatmak ve kendi ideallerini gerçekleştirebilmek üzere İstanbul Çeşme Meydanı’nda (Galata) mavnalarda çalışmaya başlamıştır. Fermeneciler Sokağı’ndaki mavnalarda çalışmaya başlayan Mecit Kaptan, kıza zamanda küçük yaştan buyana edindiği denizcilik tecrübesiyle ve birikimiyle kendini sevdirmiş ve saydırmıştır. Ancak Mecit Kaptan’ın bütün ideali kendi işini kurması üzerinedir. Elindeki birikimlerle bir tane mavna satın alarak çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Zaman geçtikçe gayreti ve girişimciliği ile işini büyütmeye başlamış farklı mavnalar ve romorkörler satın alarak işlerini geliştirmiştir.

    Mecit Çetinkaya’nın iş hayatında gerçekleştirdiği en önemli yeniliklerden biri, romorkörlerin çektiği, o zamanlar makinesi olmayan mavnalara makineler taktırıp onları deniz motorlarına çevirerek bunların romorkörlere bağlılıklarını bitirmesidir. Bu reformlarla birlikte işlerini daha da büyüten Mecit Çetinkaya, Fermeneciler Sokağında bir iş hanı ile birlikte kıyıdaki dubaları satın almayı başarmıştır.

    Mecit Çetinkaya’nın geliştirdiği motorlu mavnalar reformu Türkiye’de yeni bir sektörün doğuşuna yol açmıştır. Motorlu deniz vasıtası sahibi olanlar sonraları saç teknelere dönerek armatörlüğe ilk adımlarını atmışlardır.

    Mecit Kaptan’ın sahibi olduğu mavnalar, 1940’lı yıllardan başlayıp 1.Boğaz Köprüsü’nün yapımına kadar İstanbul limanlarına gelen tüm gemilerin Limbo ve nakliyelerinde önemli rol oynamıştır. İstanbul’a gelen bütün gemiler o zamanlar sadece Haydarpaşa ve Salı Pazarı limanlarına yanaşabildiklerinden tüm gemilerin boşaltılması bu ağaç motorların sayesinde yapılabilmiştir. Hatta o zamanlar mavnacılığın ne kadar önemli olduğunu Mecit Çetinkaya bir gazetede çıkan demecinde; “mavnalarım olmasa İstanbul aç kalır” diye belirtmiştir.

    1974 yılında Boğaziçi köprünün yapımı ile birlikte mavnacılık önemini yitirmeye başlamıştır.
    1980 sonrası Haliç yıkımlarının ardından motorlu mavnaların bağlanacağı yer kalmayınca ve esnaf işlerinin de küçülmesinden dolayı, ağaç motorlarının hepsine veda edilmek zorunda kalınmıştır.

    Mecit Kaptan sosyal alanlarda da çok faydalı ve hayırlı faaliyetlerde bulunmuş kooperatif ve dernekler kurarak deniz esnafını bir araya toplamıştır. “İstanbul Mavnacılar Motorcular ve Romorkörcüler Derneği”nin kuruluşuna öncülük etmiş ve motorcular esnafı tarafından bu derneğin başına seçilerek başkanlığını yıllarca başarıyla yürütmüştür.

    Daha sonra kendi başkanı olduğu dernek ile tüm İstanbul’daki derneklerin bağlı olduğu günümüzde de faaliyetlerini başarıyla sürdüren İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nin başkanlığına 1962 yılında seçilmiş ve bu görevi de 1969 yılına kadar aralıksız başarıyla devam ettirmiştir. Başkanlığı sırasında esnaf ve sanatkârların istifade edeceği İstanbul Huzur Hastanesi ve Dinlenme Evleri Vakfı’nın kuruluşunda bulunmuş, bu vakıf adına Beyazıt’ta bulunan Esnaf Hastanesi’ni ve Altunizade’deki Marmara Hastanesi’nin de içinde bulunduğu vakıf arazisine, huzur evinin yapılmasına öncelik etmiştir, vakıf halen hayırlı ve faydalı çalışmalarına devam etmektedir.

    Mecit Çetinkaya’nın sosyal faaliyetleri bu kadarla kalmamış olup bunlardan başka birçok dernek ve spor kulüplerinde de başkanlık yapmıştır. Galata spor Kulübü ile Karagümrük spor kulüplerinin en başarılı olduğu zamanlarında yöneticiliklerinde bulunmuştur. Aynı zamanda Kızılay Karaköy (Beyoğlu) Dernek Başkanlığı ile Demokrat Parti Galata (Beyoğlu) ilçe Başkanlığı görevlerini de başarıyla yürütmüştür.

    Mecit Çetinkaya, yapmış olduğu bu çalışmalarında en büyük desteği çok sevdiği ve değer verdiği eşi Hatice Çetinkaya’dan gördüğünü her fırsatta ifade etmiş ve eşinin mükemmelliği sayesinde bu durumlara geldiğini söyleyerek kendisiyle her zaman gurur duymuştur.

    İstanbul’da her zaman hatırlanacak kalıcı izler bırakan ve ismi yaşamaya devam eden Mecit Çetinkaya’ nın şuan ikisi vefat etmiş 9 çocuğu, 17 torunu ile 20 torunun çocukları vardır.

    Mecit Bey, 19 Mart 1978 yılında 66 yaşında İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nin kongresinde yapmış olduğu güzel ve anlamlı konuşmasının ardından evine dönerken arabasında fenalaşmış, kurucusu olduğu ve çok emeğinin geçtiği Esnaf Hastanesi’nde, ailesini ve sevenlerini büyük acılar içinde bırakarak vefat etmiştir.

    Osmanlı Dönemi deniz kültürü ile hem hal olmuş, gelenek ve yaşayış biçimi ile kökleri altı asra dayanan bir medeniyetin içerisinden süzülen deniz ulaşımı bilgisi ve becerisi ile donanmış olan Mecit Çetinkaya; çocuklarına ve torunlarına asırlık yaşatabilecekleri bir isim ve meslek bıraktıktan sonra yakınları tarafından ebedi yolculuğuna uğurlanmıştır.

    Mecit Kaptan, çocuklarına ve ailesine çok mükemmel ve hayırla yâd edilen bir isim bırakmıştır. Mecit Çetinkaya’ya layık olmak onun ismini hayırla ve güzellikle yaşatmak bütün çocuklarının, torunlarının ve aile fertlerinin vazgeçme lüksünün olmadığı bir görevdir. Mecit Çetinkaya Denizcilik Şirketi ve Manta Denizcilik Şirketi, rahmetli Mecit Çetinkaya’nın kendi ismini verdiği ailenin en küçük oğlu Mecit Çetinkaya ile dedesinin vefat ettiği 1978 yılında doğan, dedesi ve babasıyla aynı ismi taşıyan oğlu, Mecit Mert Çetinkaya tarafından kurulmuştur.


     


    www.mehmetmazak.com © 2012 Her hakkı sakldır.
    Site içeriği kısmen de olsa izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz..
    web tasarım ve programlama deSen